Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi, 21. yüzyılın en büyük buluşları arasında şüphesiz kitle iletişim araçları yer almaktadır. Kitle iletişim araçları içerisinde ise en önemli yer televizyonun olsa gerektir. Çünkü ülkemizde her aileden doksan sekizinin evinde televizyon bulunmaktadır. Bu durumda televizyonun insanlar üzerindeki etkisini söylemeye gerek kalmaz sanırım. Zira yetişkinler günlerinin iki-üç saatini televizyonun karşısında geçirmektedir. Gençlerin ve çocukların televizyon seyretme süresi ise biraz daha fazladır. Bir çocuğun günde üç saat televizyon seyrettiğini kabul edecek olursak bu yetmiş yıl yaşayan bir insanın yaklaşık on yılını televizyon karşısında geçirmesi anlamına gelmektedir.

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkisi

Televizyon artık hayatımızın bir parçası. Aileler onunla yaşamak durumunda. İki tarafı keskin bir bıçak gibi aslında. Potansiyel bir güçtür aslında televizyon. Ona hâkim olmak da mümkün, televizyonun mahkûmu olmakta da… Hayatın hemen her köşesinde kendine yer edinmiş bulunan televizyon çocuklar için de çok cazibeli bir vasıta olarak karşımızda durmaktadır. İki tarafı keskin bir bıçak olan televizyondan çocukların yararlanmaları ve zararlarından korunmaları için anne babaların televizyonla ilgili birtakım bilgilerin farkında olmaları yerinde olacaktır.

Öncelikle televizyon bir eğiticidir. Hem de çocukların dikkatlerini toplamasını çok iyi bilen, onları rahatlıkla etkileyebilen bir eğitimci… Okul öncesi çocukların modelleme yaptıklarını ve bu yaşlarda bilinçaltı tabloların önemini düşünürsek televizyonun ne kadar etkili olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Televizyonda gösterilen film ve programlardaki her kahraman ve karakter çocuk için bir modeldir. Ve çocuk çoğu zaman iyiyi kötüyü de ayırt edemeden karşısına çıkan modelleri taklit eder, onları benimser ve modellediği kahraman gibi davranmaya çalışır. Bu gerçekten hareketle her aile çocuğunun seyrettiği programlardaki karakterin nasıl olduğunu bilmek ve buna göre davranmak durumundadır.

İlk çocukluk çağındaki çocuklar gerçek ile gerçek olmayanı tam olarak birbirinden ayırt edemezler. Hayalleri de gerçek gibi düşünüp, gerçekmiş gibi davranabilirler. Mesela yakın geçmişte bir çocuk kendini seyrettiği ” Örümcek Adam ” adlı film kahramanının yerine koymuş ve filmdeki uçan kahraman gibi kendisini de uçacağını düşünerek evinin balkonundan atlamıştı. Yine hayali bir film kahramanından ibaret olan ” Süpermen ” çocukların gözüne daha farklı görünmektedir.

Örneğin, beş yaşında bir çocuk, “Benim de örümcek adam gibi elbisem var. Ağlarım da var ama ben atmıyorum” demektedir.

Altı yaşındaki bir çocuk, “Spider Man” onun adı. Hem çok iyi hem de çok güçlü. Keşke babamın da ağları olsaydı” demektedir. Görüldüğü gibi çocuklar filmleri sadece film olarak izlemiyorlar; aynı zamanda onları gerçek hayatta da uygulamak istiyorlar.

Televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden biri de şiddet içerikli görüntülerdir. Şiddet içerikli sahneler çocukları şiddete sevk etmektedir. Şiddet görüntülerini seyreden çocukların daha saldırgan olduklarını yapılan araştırmalar gösteriyor. Çocuklar doğal olarak şiddeti sergileyen karakterleri de modellemiş oluyorlar.

Özellikle ABD’de okullarda çocuklar tarafından işlenen cinayetlerin altında şiddet içerikli görüntülerin büyük bir payı olduğunu düşünülüyor. Çünkü ABD’de bir çocuk on sekiz yaşına  gelinceye kadar sadece televizyon vasıtasıyla 200.000 şiddet içerikli görüntü ile karşı karşıya kalıyor. Bu görüntülerin de %10′unda kanlı cinayet işleniyor (Bilgisayar eliyle gelen şiddet görüntüleri ise bunun dışında).

İşin düşündürücü tarafı, çocuklar ellerinde tabancayla insanları katlederken, bunu bir zafer edasıyla yapılar ve bu eylemlerinden büyük bir haz ve gurur duyuyorlar (Belki de modelledikleri kahramanlarda (!) bunu gördükleri içindir).

Mesela on beş yaşındaki bir çocuk otuz el ateş ederek iki arkadaşını öldürüp, on üç kişiyi de yaraladıktan sonra, “Ben yaptım, yalnızca bendim” diyerek gurur duyduğu bu zaferini kimseyle paylaşmak istemiyor. On dört yaşındaki bir başka çocuk, yine tabancayla yedi kişi katlediyor. Bu çocuk ise öldürme tekniğini kurşunların harcanmadığı bir video oyununda aldığı için daha başarılı (!) oluyor.

Şiddet içerikli sahneler çocukları şiddete yöneltmenin yanı sıra çocuklarda duygusal duyarsızlığa da sebep oluyor. Yani bu çocuklar daha duyarsız ve acımasız bir kişilik sahibi oluyorlar.

Eğitimci Hasan Aydınlı televizyonun en büyük tesirinin üç yaşından küçük çocuklar üzerinde olduğunu ifade etmektedir. Sıfır-üç yaş çocuğunda anne baba tarafından ilgilenilmek, sevilmek, okşanmak, karşılıklı konuşmalar yapmak, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi açısından önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yine bu yaşlarda çocuğun davranışlarına cevap niteliğinde karşılık verilmesi ayrıca bir öneme sahiptir. Televizyon anne baba ilgisine alternatif olarak devreye girdiğinde, bebek yukarıda bahsi geçen ihtiyaçları karşılayamayacaktır. Çünkü televizyon pasif bir iletişim aracıdır. Çocuğun gülme, kızma gibi tepkilerine karşılık veremeyeceği gibi çocuğun o anda kafasındaki soruları cevaplamaktan da uzaktır. Sosyalleşme sıfır-üç yaş çocuğu için başkaca önemli bir ihtiyaçtır. Çocuk bunun için diğer insanlarla ortak zaman geçirmeli ve onlarla tek yönlü değil, karşılıklı iletişim kurabilmelidir. Televizyondaki tek yönlü iletim (iletişim değil) çocuğu sosyalleştirmeyeceği gibi hep sessiz kalan çocuğun sessiz ve pasif bir kişilik geliştirmesini de tetikleyebilir. Çünkü çocuk televizyonu izlediği sürece pasif bir konumda durmaktadır.

Bütün bunlarla beraber televizyon hayatın bir parçasıdır ve ondan kopmak mümkün değildir. Aileler programlarda seçici davranarak çocuklarına model olmalı, şiddet içerikli zararlı programlardan çocukları korumalı, şiddet içerikli zararlı programlardan çocukları korumalı, seyredilen filmlerden hemen sonra çocuklara, düzeylerine uygun açıklamalar yaparak, yanlış yorumların önüne geçmelidirler.

 

Bir önceki yazımız olan Çocuklara Anlayış ve Hoş görü Aşılayın başlıklı makalemizde Çocuklara Anlayış ve Hoş görü Aşılayın hakkında bilgiler verilmektedir.

Yanıtla